Dünya çiftçiler günü - 5 Haziran
Dünya çiftçiler günü hakkında bilgi
1972 yılında İsveç’in Stockholm kentinde
yapılan Birleşmiş Milletler Çevre
Konferansında alınan bir kararla, 5 Haziran
günü Dünya Çevre Günü olarak kabul edildi.
14 Mayıs 1946 Uluslararası Tarım Üreticileri
Federasyonu'nun kuruluş tarihidir. Bu
kuruluşun kısa adı İFAB’ tır. Türkiye Ziraat
Odaları Birliği bu kuruluşun üyesidir.
Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu'nun
kuruluş günü olan 14 Mayıs yalnız bizde değil
kuruluşa üye bütün ülkelerde Dünya Çiftçiler
Günü olarak kutlanmaktadır.
Çiftçi, geçimini toprağı ekerek sağlayan
kimsedir.
Dünya Çiftçiler Günü’nde radyo ve
televizyonda çiftçinin sorunları dile
getirilir. Bu konuda açık oturumlar
düzenlenir.
Hazırlanan özel programlarda, tarımda
verimlilik konusu üzerinde durulur. Sulama,
gübreleme, ilaçlama konusunda aydınlatıcı
bilgiler verilir. Toprağın daha iyi
işlenebilmesi için ekim, dikim, bakım ve
hasat işlerini yapmakta kullanılan alet ve
makinalar tanıtılır. Yine Dünya Çiftçiler
Günü’nde çok güç şartlar altında çalışan
çiftçilerin ekonomimize katkıları anlatılır.
Dünya Çiftçiler Günü okullarda da kutlanır.
Beslenmemiz için gerekli tarım ürünleri üreten
çiftçilerimizin bağ, bahçe ve tarlada nasıl
zor şartlar altında çalıştıkları açıklanır.
Giyeceklerimizin ham, maddesi olan pamuğun,
ipeğin, yünün üretilmesinde çiftçilerimizin
çalışmaları anlatılır. Sınıflarda tarım
ürünleri koleksiyonu yapılır. Çiftçilerle
ilgili şiirler okunur. Okul gazetesine Dünya
Çiftçiler Günü'nün anlam ve önemini açıklayan
yazılar hazırlanır. Gazete ve dergilerde
yayınlanan yazılar kesilerek değerlendirilir.
Nüfusumuzun büyük çoğunluğu köylerde çiftçilik
yapar. Çiftçiler her mevsimde çalışırlar. Bu
çalışmalarının sonucu olarak sofralarımızın
ekmeğini, meyvesini, sebzesini üretirler.
Yaşamımızı çiftçilerimizin ürettiklerini
yiyerek sürdürürüz. Güç şartlar altında
çalışan, yorulan çiftçilerimize saygılı
olmalıyız. Yiyeceklerimizin her birinde
çiftçilerimizin alın teri ve göz nuru olduğunu
unutmamalıyız.
Dünya Çiftçiler Günü'nde öğrendiklerimizi
unutmayalım. Beslenmemizi sağlamak için her
mevsim gece gündüz, yaz kış demeden çalışan
çiftçilerimize saygılı olalım.
Çiftçiye saygı
Tahıl deyince aklımıza buğday, arpa, çavdar,
mısır, yulaf gibi taneli bitkiler gelir. Tüm
bu tahılların içinde en çok ekilen buğdaydır.
Buğday tarihin en eski çağlarından beri
insanların başlıca besin kaynağı olmuştur.
Soframızdan hiç eksik etmediğimiz, her öğün
yediğimiz ekmek buğdaydan yapılmaktadır.
Buğday, ekmek haline gelinceye kadar çeşitli
işlemlerden geçer.
Küçük buğday tanesi, toprağa ekilişinden ekmek
haline gelinceye dek basından geçen öyküsünü
şöyle anlatıyor:
«Ben küçücük bir buğday tanesi idim. Ali Dayı
sonbahar mevsiminde yağmurlar başlayınca
tarlasını sürdü. Gübreliğinde biriktirdiği
gübreyi toprağına vererek tarlasının verim
gücünü artırdı. Daha sonra traktörlerle
tarlasını sürdü. Tarlası sürülünce toprağı
kabardı. Alttaki toprak üste, üsteki toprak da
alta gelerek karıştı. Sürdüğü tarlasına
tohumluk için ayırdığı beni ve öteki
arkadaşlarımı ekti. Üstümüzden tırmıkla
geçerek bizi iyice toprağa karıştırdı. Daha
sonra da sürgü ile bastırdı. Ben ve
arkadaşlarım tüm kış süresince toprağın
altında kaldık. Yağmur, kar gibi yağışlarla
sulandık, ilkbahar mevsimi gelince havalar
ısınmaya başladı. Biz de bir canlanma oldu.
Sıcağın ve suyun etkisi ile filizlendik. Yeşil
yeşil toprağın üzerine çıktık. Tüm tarla yeşil
bir halıya benzedi. Gelip geçenler bize büyük
bir hayranlıkla bakıyordu. Gün geçtikçe, biz
daha da büyüdük. İlkbaharın son günlerine
doğru başaklandık. Başaklarımızda yeşil yeşil
buğday tanecikleri oluştu. Başağımızda bulunan
taneler her gün biraz daha büyüdü. Yaz mevsimi
gelince de olgunlaştı. Tanelerimiz daha da
irileşti. Yemyeşil olan başaklarımız, sapsarı
oldu. Bu kez san bir halıyı andırıyorduk. Hele
rüzgar esince sağa sola doğru hareket ederek
dans ediyorduk. Tanelerimiz iyice olgunlaşınca
Ali Dayı ve iki çocuğu oraklarla yanımıza
geldi. Saplarımızı köklerimizden ayırarak bizi
biçti. Biçildikten sonra demet haline
getirildik, harman yerine geldik. Harman
yerinde, toprağın üzerine yayıldık.
Üzerimizden geçen döven, bizi iyice ezdi.
Tanelerimizi, başaklarımızdan ayrıldı. Daha
sonra tahta küreklerle rüzgara karşı
savrulduk. Saplarımızdan iyice ayrılmak için
ince bir tel örgüden meydana gelen elekten
geçirildik. Çuvallara doldurulduk değirmene
getirildik. Değirmende bizden başka tahıllar
da vardı. Değirmenin içi un elde etmeye
yarayan araç ve makinelerle dolu idi. Rüzgarla
dönen değirmen taşlarının arasında iyice
ezilerek un haline geldik. Tekrar çuvallara
doldurulduk. Ekmek yapılıp pişirilen ve
satılan fırınlara geldik.
Fırında çalışan işçiler bizim bir bölümümüzü
aldılar. Elekten geçirerek kepeği aramızdan
ayırdılar. Sonra su ile yoğrulduk, hamur
olduk. Fırınlara girdik, piştik, kızardık.
Fırın vitrinlerine konduk, bakkallara
dağıtıldık. Sofraya geldik.»
Buğdayın ekilişinden sofraya gelinceye kadar
süren serüven burada bitiyor. Bu süre içinde
en çok emek veren, alın teri döken çiftçidir.
Yalnız ekmek değil, soframızdaki meyvede,
sebzede, çorbada, yemekte çiftçimizin emeği,
alın teri vardır. Bu nedenle çiftçilerimize ne
kadar saygı göstersek, azdır.
Çiftçiler günü sözleri
» Türk köylüsü yurdun efendisi ve gerçek
üreticisidir. |
|
|
|
|
|
|
| |
| |